DenemeSalkım Söğüt

Kelebeğin Verilecek Hesabı Yok

KELEBEĞİN VERİLECEK HESABI YOK

Çocukluğumdan bu yana, doğaya ve doğada yaşayan tüm canlılara ilgi ve sevgi duyarım. Hatta kendimi çoğu zaman insanlardan çok, doğadaki diğer canlılara yakın hissederim. Onların o disiplinli ve yaratılış gayelerinden sapmayan onurlu yaşantılarını hayranlıkla izlerim. İnsanla karşılaştırıldıklarında ne kadar da azimli, çalışkan, dürüst, merhametli, sevgi dolu, vefalı ve günahsızdırlar. Belki de bu yüzdendir ki çoğumuz, kalabalıklar içinde bulamadığımız huzuru doğada buluruz ve yalanlarla, içi boş naralarla kirlenmiş zihinlerimizi, doğadaki seslerle dinlendiririz. Nasıl da güzeldir kuşların cıvıltısı, yaprakların hışırtısı, suların şırıltısı ya da bir ağustos böceğinin yıldızlı bir geceye eşlik eden, rast makamındaki şarkısı…

Bütün bu canlılar içerisinde beni en çok cezbeden ve şaşırtanlardan biri de kelebeklerdir.

Aslında tırtıldan, eşsiz güzellikte bir kelebeğe dönüşmeden önce, daracık bir kozanın içerisinde sabırla bekleyişleri, biz insanoğlunun anne karnındaki bekleyişi ile oldukça benzerdir. Ancak kozadan çıktıktan sonraki hayatları hiç de bizimki gibi değildir. Kısacık ömürlerinde hep aynı zarafetle yaşarlar ve hiç kimseye zarar verdikleri görülmemiştir. Kusursuz bir güzellikle yaratılmış olmalarına rağmen hiç şımarmazlar. Geçtikleri her yere mutluluk götürürler ve etraflarına saçtıkları güzellikle ilham dağıtırlar.

Hayatın içinden sessizce uçup giderler ve hiç gürültü yapmazlar. Birbirleriyle savaştıkları, birbirlerini öldürdükleri hiç görülmemiştir. Birbirlerine üstünlük taslamazlar. Kanaatkârdırlar, kimsenin sahip olduklarını kıskanmazlar ve kendi bulduklarıyla yetinirler. Güzel havalarda kanatlarını şükürle çırparlar ama zor şartlarda da kendilerini koruyup kamufle edecek kadar mücadelecidirler. Doğanın küçük bir parçası olduklarının ve doğaya muhtaç olduklarının farkındadırlar. Bu yüzden de doğaya asla zarar vermezler. Kanatları farklı renkte diye, bir başka kelebeği dışlayıp ötekileştirmezler hatta aksine aynı bahçede ahenkle ve birlikte kanat çırparlar. Ömürleri kısa olsa da hiçbir zaman hırs yapmazlar ve daima sükûnetlerini korurlar. Bütün bunların sonucu olarak, bedenleri kadar küçük ömürlerini tamamladıklarında bile güzelliklerinden hiç bir şey kaybetmezler.

Peki ya insan, kozasından tertemiz ve günahsız çıktıktan sonra, kelebekler gibi ömrünün

sonuna kadar aynı masumiyeti korumayı başarabilir mi? Elbette ki hayı! Tam aksine insan, menfaatleri uğruna her türlü kötülüğü yapma potansiyeli olan doğadaki en tehlikeli canlı türüdür. Hırsları uğruna birbirinin hayatına son vermekten çekinmeyen ve hatta çocukların bile canına kıyabilecek kadar onursuzlaşan aşağılık bir varlıktır insan. Bazen düşünüyorum da, keşke insanın insana ettiği bunca zulmü, bunca haksızlığı, adaletsizliği, vahşetin ve barbarlığın bu denlisini görüp de insan olacağıma, mavilikte süzülen bir güvercin, dağ başında açan bir çiçek ya da bir suyun kıyısında öylece duran bir taş olsaydım…

Ne yazık ki eşref-i mahlûkat yani yaratılmışların en şereflisi olarak yaratılmış olan insan, yaşadığımız bu garip çağda yaratılış gayesinden çoktan uzaklaşmış ve nefsinin, arzularının, hırslarının kurbanı olarak kendisine layık görülen şeref payesini de kaybetmiştir. Ancak bizler inanırız ki şu kısacık ömürlerimizi geçirdiğimiz fani dünyadan sonra gideceğimiz ebedi bir âlem vardır ve orada zerre kadar iyilik de, zerre kadar kötülük de karşılıksız kalmayacaktır! Kısacık bir ömür için ebedi hayatını, fani emelleri uğruna zayi edenlere, kelebeğin ömrü ne güzel bir örnektir. Zira kelebek, vazifesini layıkıyla yerine getirdiği için verilecek hesabı da yoktur. Belki de o yüzden yaşam da, ölümde en çok kelebeklere yakışır…

TEZAY TEZCAN AKKURT

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu