
SORU: Okurlarımız sizi daha iyi tanıması için Hanifi Yılmaz kimdir?
CEVAP: Öncelikle MESDER ve Salkım Söğüt dergisi olarak böyle bir imkânı verdiğiniz için gönülden tebrik ediyor başarılarınızın devamını temenni ediyorum.
1953 Kahramanmaraş doğumluyum. Kuyucak-Divanlı semtinde büyüdüm. Turan İlkokulundan sonra İmam-Hatip orta kısmını bitirip Ticaret Lisesini bitirdim. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ön Lisans mezunuyum. Ankara’da Çalışma Bakanlığının çeşitli birimlerinde 2 yıl memurluktan sonra özel sektöre geçtim. Kısmen kendi adıma bakırcılık imalatından sonra yine aynı alanda merkezi İstanbul’da olan büyük bir ihracat firmasının Kahramanmaraş Şubesinde müdür olarak 13 yıl çalıştım. Emekli oldum. Mimar Sinan mahallesinde 5 blok bir sitenin sorumlusu olarak görev aldım 7 yıl sürdü herkese hakkını teslim ettik. Depremde bu inşaatlarımızda hiçbir sorun olmadı elhamdülillah.
Bu arada yıllar önce kapattığım edebiyatın kapısını tekrar açtığımda kendimi bu atmosferin büyüleyici yazın ve şiir dünyasında buldum. 2 adet Anılar kitabı, 5 adet şiir olmak üzere 7 kitap çıkarmış oldum. Halen devam ediyorum. Hamdolsun.
İLK KİTABIM VUSLATIN IRMAKLARI İSİMLİ ŞİİR KİTABIMDI
SORU: Kaleme aldığınız eserler hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
CEVAP: İlk kitabım VUSLATIN IRMAKLARI isimli şiir kitabımdı. Hayli acemiliklerimin olduğu bir kitap olmasına rağmen beni edebiyatın içine daha da girmeme vesile oldu. İkinci kitabım SEVDA KERVANLARI; şiirde hecenin, serbest şiirin ve gazel tarzının daha da gelişmesine kapı araladı. Ardından GÖZDEN İNCİ DÜŞER az bir farklılıkla kendini gösterdi. BÜLBÜLÜN TERENNÜMÜ kitabımız deprem sonrası teneffüsü içinde çıktı ve son olarak Naat, İlahi, Münacat ve Gazellerin oluştuğu ÜLFET ÇEŞMESİ şiir kitabımız yayınlandı. ANILARDAN ESİNTİLER VE SOHBET MEKTUPLARI anı kitaplarımızda ise yaşanmış olayları içine alan, düşündüren, kısmen bilgilendirme yazılarımızla meydana geldi.
SORU: Kahramanmaraş, edebiyat dünyasında “Şairler Şehri” olarak bilinir. Bu bereketli topraklarda doğup büyümek, edebiyat yolculuğunuzda sizin yönünüzü nasıl tayin etti?
CEVAP: İlkokul çağlarında başlayan okuma alışkanlıklarımız; destanlar, aşık kitapları, daha sonraları romanlarla, divan edebiyatı şiirleri ile öykülerle, sinemalarla tanışmalarımız beni daha ziyade şiir dünyasına yöneltti.
İLK ŞİİRİM USARE DERGİSİ ÜÇÜNCÜ SAYISINDA YAYINLANDI
SORU: Yazma tutkunuzun bir “meseleye” dönüştüğü o ilk anı hatırlıyor musunuz? Hanifi Yılmaz’ı kalemi eline almaya iten temel motivasyon neydi?
CEVAP: Gençlik yıllarımızda bizi celbeden hamasilik, din, vatan, millet duyguları elbette. Kahramanmaraş’a geldiğimde yavaş yavaş kalemi elime aldığım şiirlerim biraz birikmişti. Mahmut Nedim Tepebaşı ile birlikte kurduğumuz EBRAR VAKFI faaliyeti olarak USARE dergisi gün yüzüne çıkmıştı. Derginin üçüncü sayısında benim şiirim yayınlanmaya başladı. Yalçın Yücel cesaretimi artırmış benim edebiyatın şiir dünyasında yer bulacağımı söylemişti her iki dostuma teşekkür ediyorum.
Daha sonraları geç te olsa tanıştığım Celalettin Kurt dost insanın şiirlerimde ki eksiklerimi tespitle bana yol göstermesini saygıyla yâd ediyor teşekkür ediyorum. Ayrıca ALKIŞ dergisinde bize yer veren, beni nesir yazmaya sevk eden Merhum Oğuz Paköz ağabeyi de rahmetle anıyorum.
YAZDIĞIM ŞİİRLER HİÇ UMMADIĞIM KİŞİLER TARAFINDAN BEĞENİLDİ
SORU: Edebiyat dünyasında siz ”Saklı Şair” olarak anılıyorsunuz. Şairliğinizi gerçekten sakladınız mı? Bu konuda neler söylersiniz.
CEVAP: Küçük yaşta babamı kaybetmemin, ailece yaşam mücadelesi vermemizin yanında tek okuyan bendim, tarlalarda çalışırken bile Kemalettin Tuğcu kitaplarını okuduğumu hatırlıyorum. Bunun yanında hayat mücadelesini sırtlanma mecburiyeti gerçeği karşısında kitaplardan, şiirden kısaca edebiyattan uzak kaldım. Ankara ve İstanbul hayatımın 16 yılını almıştı. Evlenmiş çocuklarım olmuştu. Yıllar sonra Kahramanmaraş’a geldiğimde ekonomik durumum biraz düzelmiş, ev sorunum kalmamış, kitaplarım bana yeniden selam vermeye başlamıştı. Arkadaş guruplarımızda haftalık kitap okumalarımız, bilgi dağarcığımızın biraz daha neşvü nema bulması, sorgulama faslına iletti beni ve sosyal medya ile tanışmamız ise tekrar şiir kapısını açmamıza vesile oldu. Yazdığım şiirler hiç ummadığım kişiler tarafından beğenildi. Bunlardan depremde ailece kaybettiğimiz (ruhları şâd olsun) İmam-Hatip, daha önceleri merhum Mehmet GEMCİ ile birlikte YALNIZARDIÇ dergisini çıkaran Fahri YILMAZ bana “Sen saklı şairmişsin be abi” demiş ilk kitabımda bunun yazılmasını istemişti.
NURİ PAKDİL GİBİ AĞABEYLER HEP BİZ GENÇLERE DEĞER VERİR YOL GÖSTERİCİ OLURLARDI
SORU: Edebiyat camiasında birçok meşhurlarla dostluğunuz oldu. Özellikle şehrimizin medarı iftiharı “Yedi Güzel Adam” diye adlandırılan yazar ve şairlerimizle birçok hatıranız olduğunu biliyoruz. Biraz anlatır mısınız?
CEVAP: Evet yedi merhum güzel insanlarla birlikteliklerimiz oldu. Her biri farklı izler bıraktı hayatımda. Ankara faslında AKABE kitabevinin kurulması ile Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve Çalışma Bakanlığı memurluğumda yakından tanıma fırsatı bulduğum Nuri Pakdil ağabeyler, hep biz gençlere değer verir yol gösterici olurlardı. Eskişehir’de ikamet eden Atasoy Müftüoğlu ağabeyi de bu dönemde tanımıştım. Maraş Milliyetçiler Derneği atmosferi Ankara’da da devam etti. Bir gün Erdem ağabeyle Ankara terminalinde karşılaştığımızda benim bakırcılıkla uğraşmamı hiç hoş karşılamamıştı. Onların nazarında bizler ideal insan olarak kalmalı mücadelemiz o yönde olmalıydı. Ruh mimarlarımızdı onlar, ruhları şâd olsun mekânları cennet olsun diyorum. İstanbul’da Üstat Necip Fazıl, Sezai Karakoç, yine Ankara’da Said Özdemir ağabey, Kahramanmaraş’ta Ahmet Soğancıoğlu, Mehmet İncimez, Hikmet Kabakçı, Haydar İncimez, Murat Bayazıt, Ahmet Bayazıt gibi insanlar gönül mimarlarımızdı.
BENİM İLKOKUL ZAMANLARIM ANNEMLE YUNUS EMRE İLAHİLERİ OKUMAKLA GEÇTİ
SORU: Siz genellikle şiirlerinizde, hece şiirleri, gazel, naat, divan tarzı geleneksel şiir tarzı üzerine eserler veriyorsunuz. Modern şiirin imkanlarını kullanırken gelenekle bağınızı nasıl koruyorsunuz? “Eskimeyen yeni” nin peşinde koşarken heybenizde hangi ustaların mirasını taşıyorsunuz?
CEVAP: Bu birazda edebiyat dünyasında hislerinizin eğilimine bağlı olsa gerek. Benim ilkokul zamanlarım annemle Yunus Emre ilahileri okumakla geçti. O yüzden Yunus’un derin izlerini taşıdığımı sanıyorum. Daha sonraları Fuzûlî’nin Su Kasidesi, Nefi’nin Bahar kasidesi, Ziya Paşa’nın Terkib-i bendleri, biraz Namık Kemal, Yahya Kemal, Cahit Sıtkı ve sonrasında Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve bunların yanında bizi hiç yalnız bırakmayan Süleyman Çelebi’nin Mevlidi, her zaman esin kaynaklarım olarak devam etti.
HER DEVRİN ŞİİR TARZI MUHAKAK Kİ OLACAKTIR
SORU: Hece şiirlerinin yanında son dönemlerde serbest şiir örnekleri de veriyorsunuz. Bu bir arayış mı? Yoksa modern çağa ayak uydurma mı? Bu konuda neler söylersiniz?
CEVAP: Gönül dünyanız şiirle ihya oluyorsa, şiirin hiçbir tarzından uzak kalamazsınız. Tabii olarak yeni neslin edebiyat anlayışına bigâne kalamayız. Madem ki şair, her zaman ve zeminde kendini yenileme mecburiyeti var ki olmalı o halde bu çağın anlayışına hitap eden şiirler de olmalı, hele bu bir ihtiyaç olarak görülüyorsa şairler bu konuya bigâne kalmamalı, her daim yeni bir şeyler söylenebilir, “Artık yeni şeyler söylemek lazım” diyen Mevlânâ’ya kulak verip rahmetle anmalı. Her devrin şiir tarzı muhakkak ki olacaktır, bunda bağnazlığa yer yoktur.
ŞAİR HÜZÜNSÜZ OLABİLİR Mİ HAZAN MEVSİMİ GELİR DE ŞAİR HÜZÜNLENMEZ Mİ
SORU: Şiirlerinizde genellikle nahif bir hüzün ile sarsılmaz bir umut yan yana duruyor. Bu iki zıt kavramın birleşiminden doğan o “edebi orta yolu” nasıl tarif edersiniz?
CEVAP: Şair hüzünsüz olabilir mi. Hazan mevsimi gelir de şair hüzünlenmez mi. Şiirin temel malzemelerinden biridir hüzün, acı, elem keder. Bu biraz da şairin hayatı ile ilgili olsa gerek. Acılarla geçen bir hayatın elbette şiirde sanatta etkileri olacaktır. Bizler İslam coğrafyası çocukları olarak havf ve reca arasında bir orta yol çizgisinde olmamız icap eder. İşte bu inanç gereği olarak ne kadar hüzünlü bir hayatımız olsa da elbet güneşin doğacağını yüreklerin sevineceğini ümit ederiz. Mısralara yansıması gayet doğaldır.
MADEM Kİ ŞAİRLER ŞEHRİYİZ YÖNETİCİLERİMİZ ŞAİR VE YAZARLARINA SAHİP ÇIKMALI
SORU: Biliyorsunuz Kahramanmaraş Unesco Edebiyat Şehri ilan edildi. Siz bir şair yazar olarak yeni dönemde Unesco’dan ne gibi bir beklentiniz var.
CEVAP: Unesco madem bize bir değer vermiş bizlerin de bu yönde bir katkımız olması gerekir. Şair yazar ve sanatkârlar zengin olmayan bir gurubu temsil eder ancak daha güzel eserler ortaya çıkarmalıyız ama yöneticilerin bu güzel gelişmelere imkanlar hazırlaması, yeni mekanlar açması gerekir. Mesela şair ve yazarların her zaman buluşacağı mekanlar, bir sahaflar çarşısı, kıraathaneler yapılmalı. Küçük salonların sayısı artırılmalı. Madem ki Şairler şehriyiz, yöneticilerimiz şair ve yazarlarına sahip çıkmalı, kitap basımlarında, yayınlanmasında yardımcı olmalılar, uygun ikramların olduğu kafe, kıraathanelerle destek olunmalı.
SORU: Şehrimizdeki edebi faaliyetleri nasıl buluyorsunuz? Yeterli bulmuyorsanız neler yapılabilir?
CEVAP: Yeterli demek doğru olmaz, her geçen zamanda daha güzeli elde edinceye kadar gayret içinde olmalıyız birbirimizi desteklemeli, yeni nesillere heyecan vermeliyiz. Yine birkaç şair dostumuzla edebiyat alanında bir iz bırakma adına isim babası olduğum MAVİ YOL dergimizin de edebiyatımıza, Kahramanmaraş’ımıza güzellik katacağını belirtmek istiyorum. Bu arada tüm dergilerimizi ayrı ayrı tebrik ediyor, başarılı ömürler diliyorum
MESDER KENDİNİ İSPATLAMIŞ DAHA İLERİYE GÜZEL BAŞARILARA İMZA ATACAĞI KANAATINDAYIM
SORU: Siz aynı zamanda Kahramanmaraş’ta edebiyat derneklerinde faaliyetleriniz oldu. Özellikle Mesder Kahramanmaraş Edebiyat ve Sanat Derneği faaliyetleri hakkında neler söylersiniz.
CEVAP: Mesder kendini ispatlamış, Merhum Hacı Ali Özturan çizgisinde görevini devam ettirmiştir. Daha da ileriye, güzel başarılara imza atacağı kanaatindeyim yeter ki safları sıkı tutalım, insanımıza kalem ve kelam ehline sahip çıkalım.
KİBİR ŞAİRLERİ YALNIZLIĞA SEVKEDEN EN BÜYÜK DÜŞMANDIR
SORU: Kahramanmaraşlı genç yazar adaylarına ve Salkım Söğüt Dergisi okurlarına bu köklü edebiyat mirasının altında ezilmeden kendi özgün seslerini bulmaları için neler önerirsiniz?
CEVAP: Bardak taşıran bilgi kültür ve tecrübelerimizi iyi değerlendirelim. Biraz kalem tüketelim, örnek insanlarımızı takip edelim, son nefese kadar okumaya, ilim ehli olmaya, kâmil insan olmaya gayret edelim, kibir şairleri yalnızlığa sevk eden en büyük düşmandır unutmayalım.
SORU: Zihninizin bir köşesinde bekleyen, “Henüz vaktini bekliyor” dediğiniz yeni bir kitap çalışması var mı? Okurlarınızı gelecekte nasıl bir Hanifi Yılmaz bekliyor?
CEVAP: AMENTÜ’NÜN ESRARI isimli çalışmam devam ediyor. Ayrıca ESENLİKTEN GÖLGELER isimli çalışmam hazır sayılır. İnşallah yayınlanması için vaktini bekliyor diyebiliriz.
Bu güzel, sıcak ve samimi sohbet için çok teşekkür ediyorum.
Bu mülakat imkânını bana verdiğiniz için ben teşekkür ediyorum, sağ olun var olun edebiyatla kalın vesselâm.
Kategoriler
En Çok Okunanlar
En Çok Yorumlananlar
Benzer İçerikler
© 2025 MESDER - Tüm Hakları Saklıdır...

