
Çocukluğumda ve gençlik dönemlerimde erkekler pantolonun sağ arka cebinde muhtemelen eşi hanım efendilerin ütülediği kumaş mendil taşırdı. Er kişiler kumaş mendille gerektiğinde hapşırığını hapseder gerektiğinde caminin şadırvanında abdest alınca itinayla kurulanır, sonra ıslaklığının biraz geçmesini bekledikten sonra katlayarak cebine yerleştirirdi. Herkes böyle yapmasa bile kibâr beyefendilerin böyle yaptığına belki binlerce defa şahit olmuştum. Hatta bazıları tarak da taşır, günde birkaç defa saçını tarardı.
Farsça’ da “el ve yüz silmeye yarayan mendil, peşkir, yağlık vb. şeyler” demek olan Destimâl pamuk, keten ve ham ipekten dokunurmuş. Bazı yörelerimizde de mendile; çevre, çember, makrama, mahrama gibi isimler verilmiştir. Mukaddes Emânet’lerden Destimâl-i Şerif ise Topkapı Sarayı’nda muhafaza ve misafir edilen Peygamber Efendimize ait mendildir.
Mendil gerek Osmanlı’da gerekse Avrupa’da hem giyim tarzını tamamlayan bir aksesuar olmuş, hem de temizlik gayesiyle tercih edilegelmiştir. Shakespeare’in Othello adlı eserinde Othello’nun âşık olduğu Desdemona’ya mendil hediye etmesi ve Nakkaş Sinan Bey’in “Gül Koklayan Fatih” portresinde Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri’ni sol elinde mendil tutarken resmetmesi mendilin sosyeteye girmesine ve kibârlar arasında da revaç bulmasına imkân sağlamıştır. Rivayete göre mendilin af edersiniz burun hijyeni için kullanılmasını öneren ve görgü kurallarını değiştiren kişi de Erasmus’muş. Acaba Erasmus’un mendile yeni bir anlam kazandırması mı yoksa üniversite öğrencileri arasında değişim programının ilham kaynağı olması mı daha büyük bir hizmet?
Ne enteresan bir tevafuk? Mendil hakkında hafızamı tazelerken Sait Faik Abasıyanık üstadın yayınlanmış ilk hikâyesinin ‘İpekli Mendil’ olduğunu fark ettim. Hikâyeye göre ipek fabrikasında çalışan genç, sevdiğine hediye etmek için bir mendil çalıp kaçarken pencereden düşer. Hikâye şöyle biter; “Ölmek üzereydi. Sımsıkı kapalı yumruğunu kapıcı açtı. Bu avucun içinden bir ipekli mendil su gibi fışkırdı…”
Eskiden bayramlarda büyüklerin küçüklere el öpmenin karşılığında harçlık ve mendil vermeleri bir muhabbet belirtisiydi. Bazı yörelerde düğüne davet için de komşu ve akrabalara mendil gönderilirdi. Kız ve erkek tarafları birbirlerine düğün bohçası gönderirken çeyizin içinde mutlaka mendiller olurdu. Mendil hâlâ halk oyunlarında halay başının alâmet-i fârikasıdır.
Erkekler mendilin fonksiyonelliğinden istifade ederken hanım efendiler ise mendile romantizm ve sembolizm katarak farklı ve derin kültür oluşmasına imkân sağlamışlar. Ve ne iyi etmişler. Konuşmanın, sosyal medyadan haberleşmenin ve DM’den yürümenin mümkün olmadığı dönemlerde mendille haberleşmişler. Sevdalarını, hasretlerini, muhabbetlerini, kırgınlıklarını, kızgınlıklarını, ümitlerini ve ümitsizliklerini mendille dile getirmişler. Hatta sevdiği gençle karşılaşınca mendili yere düşürerek mesaj verilirmiş. Dr. Halil Atılgan’ın rivayetine göre “Kırmızı mendil: seni bütün varlığımla gönülden seviyorum; beyaz mendil: seni çok çok seviyorum; mor mendil: senden çok hoşlanıyorum; pembe mendil: ben hayatımı sana adadım sensiz yaşayamam; mavi mendil: kederliyim ve sen çok vefasızsın; yeşil mendil: gönderdiğim mektubun cevabını acele bekliyorum; sarı mendil: rahatsızım, evden çıkamıyorum; eflatun mendil: yarın evimizin önünden geçersen mektup vereceğim; fıstıki yeşil mendil: dikkat et, kimseye görünme…” demekmiş. Toroslar’da Yörük geleneğine göre düğünde oynaması istenilen kızların da önüne mendil atılarak oyuna kalkması istenirmiş. Oynarken de evimin gelini olsun diye düşünen, aklından geçiren bir kadın varsa, oynayan kızın başına çember atarak isteğini dile getirir; bu hareket alenî ortaya çıkınca başına çember atılan kız istemeye gidilirmiş.
“Mendilin dili olsa” demeyelim, var zâten. Mendil, şarkılarımızın ve türkülerimizin en önemli unsurlarındandır. Mendilin elde tutulması ve kullanım şekli de çeşitli mânâlar ve mesajlar verirmiş. Mendili havada sallarsa, “buluşup dolaşalım” demekmiş, İstanbul yöresine ait Sabâ türküde olduğu gibi; “Bir dalda iki kiraz/ Biri al biri beyaz/ Eğer beni seversen/ Mektubunu sıkça yaz/ Sallasana sallasana mendilini/ Akşam oldu, göndersene sevdiğimi”. Yine güftesi ve bestesi Yesârî Asım Arsoy’a ait Hüzzam şarkıda olduğu gibi sevdiğine davetiyedir, beyaz mendilin sallanması; “Yar Yolunu Kolladım/ Beyaz Mendil Salladım/ Ona Çiçek Yolladım/ Akasyalar Açarken”.
Mendille gözlerini silerse, senin için gece-gündüz gözyaşı döküyorum; mendille ağızını kapatırsa, sevdamız aramızda sır olarak kalsın; mendili başına koyarsa, her arzun başım-gözüm üstüne; göğsüne bastırtırsa, sana canım feda, seni cân-ı gönülden seviyorum; iki ucundan tutarsa, sadece sen ve ben; ortadan ikiye yırtarsa, ayrılalım demekmiş.
Bazen içerisine lokum, şeker, çerez veya meyve konulan mendiller hediyeleşmenin aracıydı. “Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur” isimli Nihâvend türküde olduğu gibi; “Üsküdar’a gider iken bir mendil buldum/ Mendilimin içine lokum doldurdum/ Kâtibimi arar iken yanımda buldum/ Kâtip benim, ben kâtibin, el ne karışır? /Kâtibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır”.
Mendilin en kıymetlisi Abasıyanık’ın da dile getirdiği gibi ipek mendildir; “Evlerinin önü yoldur yolaktır” isimli Hüseynî makamındaki Urfa türküsünde olduğu gibi; “Ben yârime neler neler alayım/ Ben yârime ipek mendil alayım/ Darılmışsa gidip hatırın sorayım/ Ayrılığa yoktur benim dayağım”.
Mendilin üzerine sevdiğinin adını ya da baş harfini işlemek kültürümüzün en romantik motiflerinden olup birden fazla türküye ilham kaynağı olmuştur. “Oyalı da yazma başında, oyaları kaşında/Yeter beklettiklerin çeşmelerin başında/Eğmeli yavrum eğmeli, fistan yere değmeli/Bir yiğidin sevdiği dünyaları değmeli” diye başlayan Hüseynî türkünün nakaratı “Ben armudu dişledim/ Sapını gümüşledim/ Ben yârimin ismini/ Mendilime işledim” şeklindedir. Aynı nakarat Lüleburgaz veya Burdur yöresine ait olduğu tartışmalı olan Hüseynî türküde de vardır: “Dere geliyor dere yalelel yalelel/ Kumunu sere sere yalelellim/ Al beni götür dere yalelel yalelel/ Yarin olduğu yere yalelellim; Ben armudu dişlerim yalelel yalelel/ Sapını gümüşlerim yalelellim/ Sevdiğimin ismini yalelel yalelel/ Mendilime işledim yalelellim”.
Uşşak makamında Edirne Keşan türküsünde sevdiceğine çorap ve mendil gönderdiğini, buna karşılık “kara kına” yollayarak kendisini istemediğini anlatan vefasızdan şikâyet etmektedir: “Kızılcıklar oldu mu? /Selelere doldu mu hey? Gönderdiğim çoraplar/Ayağına oldu mu? /Mendili eline/Mendil verdim geline/Kara kına yollamış/Yar benim ellerime”.
Van’ın Erciş ilçesine ait Uşşak türküde de kavuşmayı garantiye almak isteyen bir genç kızın bulduğu çözüm çok sevimlidir: “Mendil aldım bir deste/ Meni anamdan iste/ Eğer anam vermezse/ Son cevap menden iste”.
Yozgat yöresine ait Hüseynî türküde “Asker yolu beklerim/ Günü güne eklerim” diyen genç kızın hasreti dile getirilmektedir; “Mendilimde tel oya/ Gülmedim doya doya/ Asker yolu beklerim de/ Gününü saya saya”.
Mendili konu edinen türkülerin en neşelisi hatta en arsızı merhum Özay Gönlüm’ün meşhur ettiği Denizli yöresi türküsüdür; “Elindeki mendili yudur sevdiğim yudur/ Gönül kimi severse dünya güzeli odur/ Mendil verem mi? / Mendil ayrılık derler/ Kendim gelem mi?” Türkünün nakaratında “Mangal maşası/ Sen almazsan almayıver/ Alır başkası” diyerek eyvallah etmediğini ve efeliğini ortaya koymaktadır. Sonraki kıtada bir hayalinden bahsetmektedir; “Ak tavuğu kesmeli kanedinden asmalı/ Şıngırdaklı yârimi gazeteye basmalı.” En son kıtada ise hayalini bir sonraki aşamaya taşıyarak ruhânî bir hava katmaktadır: “Karanfilin beyazı, etme bana bu nazı/Ak göğsünün üstünde kılsam sabah namazı” …
Mendili konu edinen türkülerimizin en hüzünlüsü genelde İstanbul türküsü olarak bilinse de Rumeli türküsü olması muhtemel olan Saba makamındaki bu türküdür. “Mendilimin yeşili/ Ben kaybettim eşimi/ Al bu mendil sende dursun/ Sil gözünün yaşını”. En hüzünlüsü budur çünkü diğer bütün türkülerde hasret vardır, özlem vardır, gurbet vardır, sıla vardır, sitem vardır. Ama nihayetinde hep bir ümit vardır. Ancak bu türküde hüznün yanı sıra, eşiyle bu dünyada bir daha görüşemeyeceğini kabulleniş ve teslimiyet var. Kısaca hayatın ta kendisidir, müziğimiz.
Yakın tarihte hemcinsim olan memurların iki dirhem bir çekirdek göreve gittiği; günlük sinek kaydı traş olduğu, elbise giyerek kravat taktığı dönemlerde bir yöneticimiz ceketimin sol iç cebinden kumaş mendil çıkarttığımı görünce “hâlâ mendil taşıyan varmış, demek ki!” demişti. Niyeyse nesli tükenmekte olan kelaynak muamelesi görmüştüm…
Bu yazıyı okuyan hanım efendiler ve beyefendiler; hâlâ cebinde veya çantasında kumaş mendil taşıyan varsa lütfen parmak kaldırsın!
Kategoriler
En Çok Okunanlar
En Çok Yorumlananlar
Benzer İçerikler
© 2025 MESDER - Tüm Hakları Saklıdır...

