dergi

ÖĞR. GÖR. İSMAİL GÖKTÜRK ÖĞRETMEN AKADEMİLERİ’NDE “GÖNÜLLER SULTANI YUNUS EMRE” Yİ ANLATTI

Ana Sayfa » Genel » ÖĞR. GÖR. İSMAİL GÖKTÜRK ÖĞRETMEN AKADEMİLERİ’NDE “GÖNÜLLER SULTANI YUNUS EMRE” Yİ ANLATTI
ÖĞR. GÖR. İSMAİL GÖKTÜRK ÖĞRETMEN AKADEMİLERİ’NDE “GÖNÜLLER SULTANI YUNUS EMRE” Yİ ANLATTI
mesder mesder Genel 05 Şubat 2026 81 0

Kahramanmaraş Öğretmen Akademileri kapsamında düzenlenen etkinlikler, eğitimcileri ve edebiyatseverleri kültürel bir yolculuğa çıkarmaya devam ediyor. Bu çerçevede, 4 Şubat 2026 Çarşamba günü saat 18.30’da Kahramanmaraş Edebiyat ve Sanat Derneği (MESDER) çatısı altında anlamlı bir söyleşi gerçekleştirildi. Öğretim Görevlisi İsmail Göktürk’ün konuşmacı olarak katıldığı programda, “Gönüller Sultanı Yunus Emre” tüm yönleriyle yad edildi.

İNSAN İNŞASININ MİMARI: YUNUS EMRE

Program, sunumu yapan Ramazan Avcı’nın okuduğu Yunus Emre’ye ait güzel bir şiirle başladı:

 

Haktan gelen şerbeti içtik elhamdülillah

Şol kudret denizini geçtik elhamdülillah

Şol karşıki dağları meşeleri bağları

Sağlık sefalık ile geçtik elhamdülillah

Programda İsmail Göktürk, katılımcılara “Erenler Dertliyiz Derman İsteriz” başlıklı denemesini takdim etti. Söyleşinin odağında, Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye (Nasihatler Kitabı) eserindeki “akıl tarifi” yer aldı. Göktürk; toprağın sabrı, suyun cömertliği, rüzgârın sabırsızlığı ve ateşin kibri temsil ettiği bu kadim felsefeyi günümüz dünyasıyla ilişkilendirdi. İsmail Göktürk söyleşide Yunus Emre’nin Risâletü’n Nushiyye-Nasihatlar kitabında yer alan, “aklın tarifi”nden bir bölüm okuyarak devam etti:

 

Toprakla geldi bize dört nitelik: Sabır, hoş huy, tevekkül ve yücelik.

Suyla beraber geldi dört türlü hâl; Temizlik, cömertlik, lütuf ve visal.

Rüzgârla beraber geldi dört heves; Yalan, riya, sabırsızlık ve nefes.

Ateşle geldi dört türlü felâket; Şehvet, kibir, açgözlülük ve haset.

Canla birlikte geldi dört özellik; Utanma, ahlâk, üstünlük ve birlik.

YARATILANI YARATAN HATIRINA SEVMEK

 Sonra “aklın tarifi” bölümünü aktardı. “Toprak ve suyla gelenler, cennette olanlar; ateş ve rüzgârla gelenler, cehennemde kalanlar; canla gelenler de Hakk’ın huzurunda gark olanlardır. Bil bakalım hangi bölüktensin? Hangisinin sözünü tutarsan o bölüktensin. Doğrusunu Allah bilir”. İnsanın fıtratında olan anâsır-ı erbaanın Yunusta nasıl anlatıldığından bahisle, bizim Aklı meâd’ın yönetiminde Rahmanî bir toplum olarak yaşarken, nasıl olup da Aklı Meaş’ın yönettiği dünyevî bir topluma evrilmemizi anlattı. Bugün yeryüzünü fesada veren, son günlerde haberlere konu olan dünyayı yönetenlerin, Teoman Duralı’nın ifadesiyle “Küreselleştirilmiş İngiliz-Yahudi Medeniyeti”nin, ki onlara asla medeniyet denemeyeceğini, zira medeniyetin insanı kemâle götüren yönünün batı uygarlığında olmadığını, onların esfele safilinden, insanı beşer kabul eden bir zeminden İblis’in yönlendirmesiyle bir düzen kurduklarını- anlattı. Bizim sekülerleştirme hareketinden etkilendiğimizi, elimizde Yunus gibi büyüklerin şiirlerinin kaldığını, bugün de bunlar sayesinde ayakta kalabildiğimizi söyledi. Günümüzde karşı karşıya bulunduğumuz büyük yıkıma karşı ancak çocuklarımıza Yunus’un öğrettiği merhameti, sevgiyi, hoşgörüyü, yaratılanı Yaratan hatırına sevmeyi öğreterek aşabileceğimizi dile getirdi.

İsmail Göktürk söyleşisinde Yunus Emre’nin yaşadığı yüzyılın, Moğol istilası dönemi olduğunu ve o dönemde Yunus Emre ve Şeyh Edebalı, Mevlana, Ahi Evran gibi mutasavvıfların ne gibi bir fonksiyon icra ettiklerini dile getirdi. Taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmayan Moğol vahşeti karşısında Yunus’un diğer mutasavvıfların ye’se kapılmadan, insan inşasına yönelip, onların feyziyle Osmanlı gibi medeniyetimizin en parlak zamanlarının yaşandığı bir döneme geçildiğini dillendirdi.

“SİZİ ÖLDÜRMEYE GELENLER SİZDE DİRİLSİN”

Milletimizin haçlı seferleri ve Moğol istilası gibi çok çok büyük meydan okumaları, Yunus Emre gibi büyüklerin yeniden medeniyet insanı inşa etmeye yönelmeleri sayesinde atlattığımızı söyledi. Yunus Emre, Mevlana gibi büyüklerin eserlerinde, şiirlerinde zamanın en büyük vahşetlerini sergileyen Moğollara yönelik lanet okumaların bulunmadığını, onların insan inşası için çalıştıklarını söyledi. Bunun aynı zamanda milletimizin kimlik oluştururken, “öteki” yahut başkası üzerinden, bir düşman kimliği üzerinden değil; kendi değerler sistemi üzerinden kimlik inşa ettiği gerçekliğiyle ilgili olduğu dile getirildi. Sizi öldürmeye gelenler sizde dirilsin buyruğunun o büyükler sayesinde gerçekleştiği ifade edildi.

Yunus bir tasavvur inşa etmişti. Hayata bakış açısı öğretmişti. Yunus gibi büyüklerin inşa ettiği tasavvur, Türk’ü Türk yapan tasavvurlardı. Eğer Yunus’un tasavvurlarını yok sayarsak ortada Türk milleti kalmaz dedi. Ayrıca tarihimizden Hoca Ahmet Yesevileri, Yunus Emreleri, Hacı Bektaş-ı Velileri, Ahi Evran, Mevlana gibi büyükleri çıkarsak, ya da onların olmadığını farzetsek acaba Türk milleti diye bir millet inşa olabilir miydi dedi. Göktürk zaman zaman verdiği kendi hatıralarından örneklerle konuyu zenginleştirdi. Çocukken bağda bayırlardan taş yuvarladığında, ümmî olan annesinin onu Yunusca uyardığını, oğlum her şey lisan-ı hâl ile Allah’ı zikreder. Taşların altında nice börtü böcek vardır. Neden onları rahatsız ediyorsun dediğini anlattı. Öyle ya, yunus dememiş miydi, “dağlar ile taşlar ile, çağırayım Mevlam seni.

“MARAŞ’TA YUNUS EMRE’DEN BİR İZ KALMIŞ MIDIR?”

Yunus Emre’nin Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmet söyleme geleneğini Anadolu’da sürdürdüğünü, irşat için görevlendirilmeden önce belki onbeş yıl seyyah bir derviş olarak illeri gezdiğini, bu dönemde yolunun Maraş’a da düştüğünü dile getirdi. Maraş’ta Yunus’tan bir iz kalmış mıdır dedi. Yunus bu seyahat sürecinde halka Taptuk manasın saçmak için çeşitli dergahlarda misafir olup şiirler söylemişti. O yüzden Yunus’un şiirleri farklı versiyonlarıyla karşımıza çıkmaktadır.

Öğretmen arkadaşların, dersleri ne olursa olsun, derse başlarken mutlaka Yunus’tan bir dörtlük okuyarak başlamalarını istirham etti. “Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlallâh” diyen Peygamber aşığı Diyamendi Baba’nın yani Yaman Dede’nin Rum asıllı olmakla beraber, küçük yaşta iken, Farsça hocalarının derslerini hep bir Peygamberimizden bahseden beyit üzerinden işlemesi sebebiyle, Yaman Dede’nin bir Peygamber aşığı olduğunu anlattı. Bizim gençlerimizin kendini yalnız gariban hissettiğinde Yunus’un “bir garip ölmüş diyeler, üç gün sonra duyalar, soğuk su ile yuyalar, şöyle garip bencileyin” dörtlüğünü hatırlaması gerektiğinden söz etti.

Yunus Emre yüzlerce yıl bizim millet olarak tasavvurlarımızı şekillendirmeye devam ettiğini, onun ifadesiyle “Yunus öldü deyu salâ verirler, ölen hayvan imiş âşıklar ölmez” dizelerinde olduğu gibi gönüllerimizde yaşamaya devam ettiğini söyledi. Yine Yunus’a hitaben yazılmış “yunus düşte gördü seni” başlıklı kendi şiiriyle söyleşiyi tamamladı. Şiirin son dörtlüğü şöyledir:

 

“Mahzun olma çocuk, yunus gelip tarar saçlarını

Kuşlar bulur içmek için, su dolu avuçlarını

Seni düşte görmüşler, yıkmışsın zulüm burçlarını

Kaç asır süregeldi, bitmesin bu hikâyet Yunus”.

 

Yaklaşık bir buçuk saat süren söyleşi, Mesder başkanı Ali Avgın’ın takdim ettiği plaket ve toplu resim çekimiyle son buldu.

 

 

 

 

 

 

 

Kategoriler

En Çok Okunanlar

En Çok Yorumlananlar

Benzer İçerikler

© 2025 MESDER - Tüm Hakları Saklıdır...